UYURGEZER
Kesilir sokaklarda taşıtların uğultusu
Susar doklardaki uzak vinçler de
Baca külahları ve hortlaklar yürür damlarda
Yansır yalnızlığı aynalara Zaman diyebileceğimiz kadınsı bir yüz Yıldızlar düştükçe kaldırımlara
Uyku düşlerde ölmekse soluk soluğa
Bir martı kanadında, uzayan bir boşlukta
Ölmüş demektir bu saatlerde bildiğimiz dünya
Dan! Dan! Dannn!.. Bir ses böler geceyi, sessizliği
Vurdukça geceyarısma Big Ben
Yaşadığım dağ-dağ olmuş kentin doruklarından
Birden uyanır ruhum ve koşar pencerelere
Camlarda buz tutmuş yabancı biçimler:
Donuk gözler, isfenkler, mumyalar, hiyeroglifler
Uzun sürmez, değişir görünü, horozlar hep beni öter Uzanır hem nasıl yoğun, nasıl somut ve gergin Gök çizgisine korlaşrruş demirden eller
Basmış gibi içimin bir düğmesine, ışıklar yanar, Aydınlanır iç dünyam. Ve gök gürültüsüne
benzeyen uğultularla Gözümün önünden geçip gider Avrupa
Bir el dışarda kaldırır kapının tokmağını Açıp camları bakarım. Ha vurdu, ha vuracak! Donar ürpertiyle damarlarımda kan.
Sonradan inceden bir sevinç: Bekleyiş ve umutlaruş Düşlerim, gençliğim, uzak dünyalarım benim Kimdir bu saatte beni çağıran
O bir ateş sütunu ve aydınlık ufuktan ufuğa
Evreni dört döner büyük ışığı
Ben boşlukta yürüyen bulut
Bir ses: Gördün değil mi kıyıma vuran denizleri? Yerde misin gökte misin, nerdesin? Seslen! Benim sesim: Arıyordum. Gelecektim zaten sen
gelmesen!
Tutup bir yol gideriz ağaran tanyerine Gölgesine bakarım: Birazı gelincik, birazı başak ve
tarla
Gölgeme bakarım: Savaş ve Asya.